50’ye Yaklaşırken
YAZILAR · 03

50’ye Yaklaşırken

← Tüm yazılar

50’ye yaklaşırken hissettiğim şey bir tamamlanma değil.

Daha çok, insanın kendini hayatta nereye koyduğunu netleştirdiği bir yerini bilme hali.

Ne her şeye hâkim olma iddiası var artık, ne de her soruya cevap bulma telaşı.

Hayatın geçiciliğiyle kavga etmeyi bırakmış, onun ritmiyle yürümeyi öğrenmiş bir duruş bu.

Bildiklerinden çok bilmediklerinin farkında,

ama merakını da canlı tutan bir farkındalık.

Şaşırmaya hâlâ alan bırakan,

öğrenmenin bitmediğini kabul eden,

acele etmeden, ama kopmadan devam eden bir yer.

Yaş oldu 50 , yolun kaçta kaçı derdi acaba Cahit Sıtkı? 46 yaşında ölen ama hepimize 35’in yolun yarısı olduğuna ikna eden şair.

Yolun kaçta kaçı olduğunu açıkçası pek düşünmüyorum, ne de olsa yolun umurunda değil benim fikrim.

50 yaş başka şeyler düşünmeye vesile oluyor bugünlerde. Yirmilerinde, otuzlarındaki Mehmet için yok artık denilecek bir yaş. Halbuki gelip geçen bir sene daha sadece. Geçenlerde çok sevdiğim bir dostumun doğum gününü kutlamak için aradım. Biyolojik bir olay doğmak, annem ve babamla ilgili bir konu benim dahlim yok aslında dedi. Ben hayatımda çok önemli bir karar aldığım, yol ayrımına bile isteye adım attığım bir günü seçmekten yanayım dedi. Ağustosta kutlayacağız artık 27. yaşını.

Aslında belki de eski topluluklarda belli bir deneyim yaşamadıkça bir ismi olmayan gençler gibi bile isteye, ama sonuçlarından keyif aldığın ama tökezlediğin, düştüğün bir kararınla başlamalı yaş saymaya.

Neyse sayılardan ibaret yaşımız başımız.

Asıl meselelere girmek için lafı daha dolandırmaya, oyalanmaya gerek yok. Yaş 50, hakiki olanın kıymeti daha bir hissettiriyor kendini. Ne sosyal medyanın renkli dünyası, ne linkedin’in bir paragraflık unvanları. Sessizlik, biraz kendi başınalık, bir elin parmağını geçmeyen ama maskesiz, hesapsız konuşabildiğin dostlarının varlığı. Eşimle, oğlumla geçirdiğim güzel bir gün, bir deneyim veya etkinlik tadında değil, ağız dolusu güldüğümüz, hepimizin çocuklaşabildiği o günden bahsediyorum.

Şükredebilir olma, tüm dünyanın delirdiği, zor bir coğrafyanın, zor şartlarında küçük şeylere duyulan minnettarlıklar önemli oluyor artık. Bir başarıya bağlı olmayan o tatmin duygusu.

Hayrete yer olması, bak bu çok değerli. Hayret yoksa ruhun örselenmiş olabilir aman dikkat. Doğada buluyorum bu hayret anlarını en çok. Filizlenen bir çekirdekte, rüzgarda sürüklenen bulutlarda, balıkta, kuşta çok da korktuğum o koca antenli böcekte.

Gençliğimde 45 gibi bilge olmaktı hayalim. Olurum diyordum. Nedir bilge desen herhalde bir tanımım da vardı o yaşlarda. 50’de bu uçsuz bucaksız, engin deryada cahilliğimle barışmaktan ötesinin mümkün olmadığını görüyorum. Bilgelik iddiası, cahil cüreti gibi geliyor. Henüz uzağındayım belki ama sadelikte, tevazuda, suskunlukta görebiliyorum bilgeliğin ışıldamalarını, göze, kulağa, yüreğe iyi geliyor.

Yaşlandın Mehmet çenen düştü demeyin, bıraksan sabaha kadar yazacağım evet Ama sözü kısa kesmek gerek vesselam.