Son yıllarda kişisel gelişim kavramlarının popülerleşmesiyle, sosyal medyadaki titreşim, frekans, kuantum videolarının yaygınlaşması ile birlikte, yeni bir manipülasyon türü hayatımıza girdi. Spritüel Gaslighting, manevi kavramları kullanarak birinin gerçekliğini geçersiz kılmak ve yaşamının sorumluluğunu almayı kişisel yetersizliğe dönüştürmektir.
Gözlemleyebildiğim kadarıyla Spritüel Gaslighting en sık şu biçimlerde kendini gösteriyor.
Toksik Pozitiflik: Gerçek bir sorunu dile getirdiğinizde “negatif” olarak damgalanmanız. Yanlış titreşimde olduğunu, evrene negatif enerji gönderdiğini, DNA’nı doğru hizalamayı başaramadığını hissettiren söylemlere maruz kalınan o diyaloglarda karşımıza çıkıyor bu durum genellikle.
Ders Çıkarma: Birinin size verdiği zararı veya yaşadığınız sıkıntılı bir durumu “Senin ruhunun alması gereken bir ders” diyerek normalleştirmesi. Empatiden yoksun, yaşamın getirdiği bizden bağımsız dış faktörleri hiçe sayan ama dinleyince kulağa oldukça da bilgece gelen o sözler.
Ego Silahı: Haklı bir sınır çizdiğinizde “Hala egonun esiri olduğun için böyle düşünüyorsun” denilerek savunmasız bırakılmanız. Sağlıklı bir egoya hepimizin ihtiyacı var, bu sayede sınırlarımızı çizebiliyor, gerçek ve samimi ilişkiler kurabiliyoruz. Ancak bu ihtiyacımızın anlaşılmadığı, anlaşılmaya çalışılmadığı tepkilerde bu durumu görebiliyoruz.
İş dünyasında veya özel hayatınızda bu tarz söylemlerle duygularınızın önemsizleştirildiğini hissediyorsanız; sorun sizin enerjinizde değil, karşınızdakinin manipülatif dilinde olabilir. İşin kötüsü bu manipülatif dil ve söylemler içselleşmiş ve başkasından duymaya gerek kalmadan kişinin kendinden de çıkıyor olabilir.
Chung Chul Han kişinin artık başkasının dürtmesine, söylemesine gerek kalmadan kendi kendini sömüren bir performans öznesi haline geldiğinden bahseder kitaplarında. Bu arzu edilen performans sergilenemediğinde de içselleştirilmiş spritüel gaslighting araçları iç ses olarak tüketebilir bireyi.
Bu yüzden küçük bir hatırlatma:
Kusursuz olmak zorunda değiliz.
Duygularımızın olması bir zayıflık değil.
Onları hissetmeye, dile getirmeye ve ciddiye alınmaya hakkımız var.
