Mehmet Gürsoy Kimdir?
Yıllar içinde bana en çok sorulan sorulardan biri şu oldu:
"Sizi diğer eğitmenlerden ayıran şey ne?"
Bu soruya hiçbir zaman kolay cevap veremedim. Çünkü beni tanımlayan şeyin verdiğim eğitimler, kullandığım modeller ya da aldığım unvanlar olduğunu hiç düşünmedim.
Bugün dönüp baktığımda, beni en çok şekillendiren şeyin merak duygusu olduğunu görüyorum.
İnsan neden değişir?
Bazı ekipler aynı eğitimin ardından gerçekten dönüşürken, bazıları neden birkaç hafta sonra eski alışkanlıklarına geri döner? Bir yönetici aslında geri bildirim vermeyi bilmiyor mudur, yoksa bildiği halde başka bir nedenle mi vermiyordur?
Bu sorular beni uzun yıllardır farklı disiplinlerin içine taşıdı. Koçluk, örgütsel davranış, Gestalt yaklaşımı, sistem düşüncesi, sosyal psikoloji... Ama aynı zamanda romanlar, felsefe ve tarih.
Hiçbirini bir kimlik olarak görmedim. Benim için hepsi, insanı anlamaya çalışan farklı pencerelerdi.
Meslek hayatımın önemli bir bölümünü kurumların içinde geçirdim. İsviçre Sigorta ve ERGO Holding'de, 800'ün üzerinde çalışanın ve 1.500'ü aşkın acentenin gelişim süreçlerinden sorumluydum. O yıllar bana çok önemli bir şey öğretti.
Kurumlarda yaşanan sorunların büyük bölümü bilgi eksikliğinden kaynaklanmıyor.
İnsanlar çoğu zaman ne yapmaları gerektiğini biliyorlar. Zor olan, bunu neden yapamadıklarını görebilmek.
Bugün çalışmalarımın merkezinde hâlâ bu düşünce var.
Bu yüzden bazen eğitim yapıyorum, bazen koçluk, bazen bir ekiple çalışıyor, bazen tek bir yöneticiyle saatlerce konuşuyorum. Benim için yöntem hiçbir zaman amaç olmadı. Önemli olan, o kişi ya da kurum için gerçekten işe yarayacak çalışma biçimini birlikte bulabilmek.
İstanbul Üniversitesi'nde Çalışma Ekonomisi, Marmara Üniversitesi'nde Örgütsel Davranış eğitimi aldım. Elbette bunların hepsi düşünme biçimimi etkiledi. Ama bugün kendimi tanımlarken aklıma önce diplomalarım değil, yıllardır birlikte çalıştığım insanlar geliyor.
Çünkü hâlâ aynı şeye inanıyorum.
Bir insanın ya da bir kurumun hayatında en değerli an, yeni bir şey öğrendiği an değil; uzun zamandır baktığı bir şeye ilk kez gerçekten farklı bakabildiği andır.